Türkiye’nin etki alanı

Daha önce sözünü ettiğimiz, George Friedman’ın 2009’da yayınlanan “The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century” (Türkçesi de aynı yıl yapılan: “Gelecek 100 Yıl: 21’inci Yüzyıl için Öngörüler”) isimli kitabındaki bir harita, bugünlerde bazı yayın organlarında ve sosyal medyada yeniden revaç buldu!

2050 yılında Türkiye’nin, bütün Kafkasları, Hazar Denizi’nin iki yakasındaki ülkeleri, Körfeziyle, Suriye’siyle, Irak’ıyla (İsrail hariç) bütün Ortadoğu’yu, Fas’tan bu tarafa Kuzey Afrika’yı ve Balkanlar’da bazı ülkeleri kapsayan bir etki alanına sahip olacağını gösteren haritanın, yeniden yayınlandığı yerlerde ne amaçla kullanıldığı üzerinde durmak gerekmiyor. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bayram ertesi artan uluslararası trafiği, özellikle 13 yıl sonraki ilk Irak ziyareti ve Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Türkiye’ye gelmesi “etki alanı” kavramını yeniden ele almayı zorunlu kılıyor.

Rahmetli Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarih dersinde “etki alanı” kavramını “Başka bir ülke, kişi veya kuruluşun, resmi bir yetkisi olmamasına rağmen gelişmeleri etkileme yetkisine sahip olduğu ülke veya bölge” diye tanımlardı.

Friedman’ın Stratfor isimli (ve medyada daima adının başına “Gölge CIA” sıfatı getirilen) araştırma kurumunun kurucusu olması, onun Türkiye’nin “resmen yetkisi olmasa bile” bu kadar geniş bir alanda, bu kadar farklı ülkeyi (ki aralarında Ermenistan, Gürcistan, Arnavutluk bile var), dış ilişkileriyle, nereden ne alacakları ve nereye ne satacaklarıyla, kiminle ittifak yapacakları veya yapmayacaklarıyla geniş bir alanda “etkileyeceği” tahmini (ve bunu kocaman bir harita üzerine sadece Türkiye’nin adını yazarak yayınlanması) bekleneceği gibi, 15 yıldır belirli çevreler için “mesele” olmaya devam ediyor. Örneğin, Ermenistan’da dergiler, gazeteler, sık sık bu haritayı renklendirerek, etrafına dikkat çekici çerçeveler koyarak ve “Bir haritadan daha fazlası” gibi “vurucu” başlıklarla yayınlıyorlar.

Bu meseleye, “Vay, bak Gölge CIA Türkiye hakkında neler öngörüyormuş!” diyerek ve biraz da gurur payı çıkartarak yaklaşmak yakışık almaz. Bana sorarsanız, bu harita ile “övünmek” hiç gerekmez; çünkü bu haritanın fazlası yok eksiği var. Friedman, bu kitap için hazırlık yaptığı sırada Türkiye’nin henüz Afrika açılımları başlamamış, hazırlıklar da uluslararası alanda fazlaca paylaşılmamıştı. Bugün olsa eminim bu haritanın güney sınırı Mısır’da bitmez, Sudan, Somali, Etiyopya, Senegal, Uganda, Kenya, Ruanda, Mozambik ve Güney Afrika’ya kadar uzanırdı.

Friedman’ın etki alanı tanımı tam olarak Türkiye’nin Afrika ve Orta Doğu ile kurduğu, siyaset, ticaret ve kültür ilişkilerini kapsamıyor. Türkiye, Stratfor sözlüğüne kolayca giremeyecek, örneğin “Gönül Coğrafyası” gibi kavramlarla, bu ülkeleri en azından kendi kaderlerine sahip çıkacak bir özgüvene sahip kılabiliyor. Bunun canlı örneği, ABD ve Fransız üslerini kapatan ve askerlerini sınır dışı eden Nijer ile yılladır PKK’yı topraklarından kovamazken, şimdi Türkiye ile teröre karşı iş birliğine karar veren Irak’tır. Irak’ın 2003’ten 2011’e kadar ABD işgali altında kaldıktan ve yakın zamana kadar sözüm-ona El Kaide ile savaş alanı olduktan sonra, aşiret, etnisite ve mezhep dengesinin bir daha kurulması beklenmiyordu. Batılıların tahmini (veya beklentisi), Irak’ın Kürtler, Şiiler ve Sünni Araplar arasında üçe bölüneceğiydi.

Eğer bir etki alanından ve etkiden söz edilecekse, Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü sağlayan tek ama tek unsur oldu. Amerika’ya, İran’a, hatta bazı Körfez ülkelerine kalsaydı, Irak sadece bölünmekle kalmayacak, bu yeni devletçikler arasında amansız bir savaş bile başlayacaktı.

Haritaya meraklı olanlar, şimdi Irak’ın tek parçalı ve barış içindeki bir haritasını bassınlar!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*